BU BLOG SIRF DERSLER ÜZERİNEDİR



Son Yazılarım

Kategorilerim

AnKeT
hangi dersi daha çook seviyosunuz

matematik
fen
sosyal
türkçe
yabancı dil


Şu Andaki Durum

Arkadaşlarım

Bağlantılarım




DNA

1/5/2008 ·

Deoksiribonükleik asit ya da kısaca DNA, tüm hücreli canlıların ve bazı virüslerin biyolojik gelişimleri için gerekli genetik bilgiyi taşıyan nükleik asittir.

DNA, canlının özelliklerinin soydan soya geçmesini sağladığı için bazen kalıtım molekülü olarak da adlandırılır.

Bakterilerde ve diğer basit hücreli canlılarda DNA hücrenin içinde dağınık biçimde bulunur. Hayvanları ve bitkileri oluşturan daha karmaşık hücrelerde ise DNA'nın çoğu hücre çekirdeğindeki kromozomlarda bulunur. Enerji üreten kloroplast ve mitokondri organellerinde ve pek çok virüste de bir miktar DNA bulunur.

DNA molekülünün çift sarmal yapısı

Moleküler yapı

Bazen "kalıtım molekülü" olarak adlandırılsa da, DNA aslında tek bir molekül değil, bir çift moleküldür. Bu çift molekül, bir sarmaşığın dalları gibi birbiri çevresinde dönerek bir sarmal oluştururlar.

Nükleotit dizisinin önemi

Bir gen içerisinde DNA ipliği üzerindeki nükleotid dizisi her canlının yaşamı boyunca üretmek ve "ifade etmek" zorunda olduğu proteinleri tanımlar. Nükleotit dizisi ile proteinlerdeki amino asit dizisi arasındaki ilişki basit çeviri kurallarıyla belirlenir, bu kurallara topluca genetik kod adı verilir. Genetik kod, kodon denilen, üç nükleotitden oluşan, üç harfli 'kelimeler'den meydana gelir (Örneğin ACT, CAG, TTT). Bu kodonlar haberci RNA (mRNA) ve taşıyıcı RNA (tRNA) aracılığıyla ribozomlarda her kodon bir amino aside denk gelmek üzere proteinlere çevrilirler. 64 değişik kodon olasılığı ve sadece 20 değişik amino asit olduğundan birçok amino asidin birden fazla belirtici kodonu vardır. DNA üzerindeki nükleotitler mRNA ve daha sonra tRNA üzerine kopyalanırken timin nükleotidi (T) urasil (U) ile değiştirilir. Ayrıca protein sentezinin başlangıcını belirten bir başlatma kodonu (AUG, metionin amino asidini kodlar) ile bitimini belirten üç olası bitiş kodonu (UAA, UAG ve UGA) bulunur.

DNA ikileşmesi

DNA ikileşmesi ya da DNA sentezi, hücre bölünmesi öncesinde çift sarmallı DNA'nın kopyalanması işlemidir. Kopyalanan yeni DNA iplikleri hemen hemen tamamen aynıdır, ancak zaman zaman çoğalmadaki hatalar nedeniyle kopyalama mükemmel olmaz (bkz. mutasyon), ve sonuçtaki her iki sarmal da bir eski ve bir yeni iplikten oluşur. Buna yarı korunumlu çoğalma denir. DNA'nın çoğalması işlemi üç adımdan oluşur: başlatma, ikileşme ve sonlandırma.

Yorum (yok) Yorum yaz!

dünya basınında mısır

1/5/2008 ·

DÜNYA BASININDAN

- Mısır'da firavun döneminden kalma tapınak ortaya çıkarıldı.


İtalyan arkeologlar, Mısır'ın batısındaki Siva bölgesinde, firavunlar döneminden kalan bir tapınağı ortaya çıkardı. Torino Üniversitesi'nden İtalyan arkeolog Paolo Gallo, ülkenin batısında ortaya çıkarılan tapınak sayesinde, M.Ö. 4. yüzyılda vahalar çevresindeki yaşamın nasıl geliştiğine dair bilgi edinebileceklerini söyledi. Arkeolog Paolo Gallo, çölün ortasındaki, yıkılmış ve kumla kaplı bu tapınağın 20 metre yüksekliğinde olduğunu belirtti.

Tapınağın iç duvarlarında Mısır tanrılarının resimlerinin bulunduğunu söyleyen Gallo, bu duvarların "kurtarılması" için ekibin yoğun çaba sarf ettiğini kaydetti. Arkeologların, 1920'den beri Siva bölgesinde arkeolojik yapıların bulunduğunu bildiklerini belirten Gallo, ancak bu tapınağın varlığının bugüne kadar bilinmediğini söyledi.

Mısır'da bir firavunun eşine ait olduğu sanılan 4500 yıllık piramidin temeli bulundu.

4500 yıllık temel, Kahire'nin 20 kilometre güneybatısındaki Ebu Ravaş bölgesinde bulundu. Mısır Eski Yapıtlar Yüksek Konseyi, piramidin, Mısır'ın başkenti Kahire'nin 20 kilometre güneybatısındaki Ebu Ravaş bölgesinde bulunduğunu bildirdi. Konsey Başkanı Zahi Havas, piramidin, IV. Firavun hanedanından, 4500 yıl önce üvey kardeşini öldürerek tahta geçen ve 8 yıl tahtta kalan Djedefre'nin eşlerinden birine ait olduğunun sanıldığını belirtti. Havas, arkeologların piramidin temelinde Keops'u simgeleyen hiyeroglifler bulduğunu da kaydetti.

- Mısır'da İsviçreli arkeologlar kazı çalışmaları sırasında bir piramit daha buldu.

4 bin 500 yıllık olduğu belirtilen piramit, 4. hanedandan Firavun Redjedef'e ait. Yeni piramit, başkent Kahire yakınlarındaki başka bir piramit üzerinde yapılan kazılar sırasında tesadüfen keşfedildi. FİRAVUN Keops'un yaptırdığı dev Giza piramidinin yakınında bulunan yeni piramidin, Keops'un gelinine ya da kızına ait olduğu tahmin ediliyor. İÖ. 2680 - 2560 yılları arasında inşa edilen yeni piramitte, mumyalanan ölülerin organların saklandığı mermer bir kavanoz ve kireçtaşından lahit bulundu.

- Çin'in kuzeyinde, Moğolistan özerk bölgesinde 3 basamaklı , en az 5000 yıllık bir piramit bulundu.

Piramit, uzaktan tepeyi andıran yapı , Aohan bölgesinde, Sijiazi kentine 1 kilometre mesafede bulunuyor. Kazı çalışmalarında bulunan arkeologlarlardan biri olan Guo Dasun'un söylediğine göre, bu pirtamit Hongshan Kültüründen kalan en eski ve sağlam olarak ayakta kalmış yapı durumunda. Piramit'in tepesinde 7 mezar ve bir mabet bulunuyor. Ayrıca arkeloglar, buldukları çanak-çömlek parçaları üzerinde ve iç duvarlarda Asterisk (yıldız) karakterleri buldular. Asterisk karakterinin çok eski uygarlıkların astroloji bilgisiyle bir bağlantı olarak kabul ediliyor.

Yedi mezarda yapılan zamanın kültürüne ait araştırmada, mezarlardan birinde kemikten yapılma bir flüt, taş bir yüzük ve bir diğer mezarda da tam boy yer tanrıçası heykeli çıkarıldı.
İlginç olan ise, Meksika, Güney Amerika, Mısır, Sümer (Irak) , Japonya, Çin ve daha bir kaç yerde daha piramit ismi verdiğimiz yapılara rastlanıyor olması. Ya tüm bu uygarlıklar birbirlerini gayet iyi tanıyor ve akrabalıkları vardı veya tüm bu piramit ve diğer ortak yapı tarzları bize ortak bir medeniyeti işaret ediyor.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

piramitlerin sırları

1/5/2008 ·

PİRAMİTLERİN SIRLARI

Binlerce yıl önce yapılan piramitlerde bugün bile hala binlerce sır yatmaktadır. İşte piramitlerin şaşırtan özellikleri:

- Büyük Piramitin açıları, Nil'in delta yöresini iki eşit parçaya böler.

- Gize'deki üç piramit aralarında bir Pitagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir. Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine göre oranı 3:4:5'dir.
- Büyük Piramitin taban çevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını verir.

- Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü, piramit yüksekliğinin karesine eşittir.

- Büyük Piramit, dünyanın kara kitlesinin merkezinde yer alır.

- Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek inşa edilmiştir.

- Piramit dev bir güneş saatidir. Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterirler. Piramidi çeviren taş levhaların uzunluğu bir günün gölge uzunluğuna eşittir. Bu gölgelerin taş levhalar üstünde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yılın uzunluğu yanlışsız olarak saptanabiliyordu.

- Büyük Piramit'le dünyanın merkezi arasındaki uzaklık, Kuzey kutbuyla arasındaki uzaklığa eşittir ve kuzey kutbuyla dünyanın merkezi arasındaki uzaklığa eşittir.

- Piramitin yüksekliğiyle,çevresi arasındaki oran,bir dairenin yarı çapıyla çevresi arasındaki oranın dengidir.Dört kenarlar dünyanın en büyük ve çarpıcı üçgenleridir.

- Gizde'den geçen boylam,dünyanın denizleriyle anakaralarını iki eşit parçaya böler.Bu boylam ayrıca,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluğuna ölçümünde doğal sıfır noktasını oluşturur.

- Bugün teknolojik olarak çok ilerlemiş Japonya bile Keops piramidinin aynısını yapamamaktadır. Ziyaretçilerin Keops piramidine girişine izin verilmediği, bunun nedenin de piramidin koridorlarının çok dar ve dik olması olduğu söylenmektedir.

- Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi verir.(149.504.000km)

- Piramidin çalışkan işçilerinin olağanüstü bir çabayla günde 10 parça üst üste koyduklarını kabul edersek, piramitteki 2.5 milyon taçın 250.000 gün, yanı 664 yılda ancak oluşmuş oluyor. Oysa piramit 20-30 yılda tamamlanmıştır.

- Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir.Bu taşların temin edilebileceği en yakın mesafe yüzlerce km uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildikleri tam olarak bilinmemektedir.

- Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya yılda iki kez güneş girer.(doğduğu ve tahta çıktığı günler.)

- Mısır'daki büyük piramit,30 yılda inşa edildi.Bu piramitin taşları ile Fransa'nın etrafında 3m. lik bir duvar yapılabilirdi.

- Mumyalarda rodyoaktif madde bulunduğundan; mumyaları ilk bulan 12 kişi kanserden ölmüştür.

- Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

- Kirletilmiş suyu, birkaç gün piramidin içine bırakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

- Piramidin içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

- Bitkiler piramidin içinde daha hızlı gelişirler.

- Piramidin içine bırakılmış su beş hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

- Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yapmadan piramit içinde mumyalaşır.

- Kesik ,yanık ve sıyrık gibi yaralar büyükçe bir piramit içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

- Piramitlerin bazı odalarını içinde ne olduğu hala bilinmemektedir. Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç tur attılar fakat içlerini göremediler.

- Piramitlerin içleri yazın soğuk, kışın çok soğuk olur.

- Uzayda,aynı Mısır'daki piramitler ve Sfenks'in dizilişine uygun şekiller vardır.Ayrıca piramitlerin,bir yıldız kümesine göre dizili oldukları iddia edilmektedir.

- Piramitlerin bazılarında,kilometrelerce devam eden tüneller vardı. Bu tüneller,kimi zaman bir tuzağa, kimi zaman da firavunun gerçek mezarında çıkardı.

- Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku neşretmeden Piramit içinde mumyalaşır.

- Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir piramitin içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

- Firavun mezarlarının dağlarda açılan oyuklara yapıldığı dönemde,mezar için çalışan tüm işçiler, tanrılara kurban verilirlerdi. Bu, hırsızlara karşı alınmış bir önlemdi.

Yorum (yok) Yorum yaz!

piramitler

1/5/2008 ·

PİRAMİTLER

Allah'ın elçileri aracılığıyla insanlara yaptığı ilahi tebliğ, insanın yaratılışından beri bizlere ulaştırılmaktadır. Kimi toplumlar bu tebliği kabul etmişler, kimileri inkar etmişlerdir. Bazen in,karcı bir toplumun içinden küçük bir azınlık çıkmakta ve sadece bunlar elçiye uymaktadırlar.

Ancak kendisine tebliğ gelen kavimlerin çok büyük bir kısmı bunu kabul etmemişlerdir. Sadece Allah'ın elçisinin kendilerine getirdiği tebliği dinlememekle kalmamış, aynı zamanda elçiye ve ona uyanlara da zarar vermeye çalışmışlardır. Elçiler, birçok kez "yalancılık, büyücülük, delilik, şımarıklık" gibi nitelendirmelerle suçlanmış, hatta birçok kez kavmin önde gelenleri onları öldürmeye teşebbüs etmişlerdir.

Oysa ki, her peygamber, kavminden yalnızca Allah'a itaat etmesini istemiştir. Bunun karşılığında para ya da başka bir dünyevi çıkar talep etmemişlerdir. Kavimlerinin üzerine bir zorlayıcı da olmamışlardır. Tek yaptıkları gönderildikleri toplumu gerçek dine davet etmek ve kendilerine uyanlarla birlikte o toplumdan farklı bir hayat tarzı yaşamaya başlamaktır.

Bu konuyla ilgili olarak Kuran'da dikkat çekilen noktalardan biri, helak edilmiş olan kavimlerin çoğu kez yüksek bir medeniyet kurmuş olmalarıdır. Kuran'da, helak olmuş kavimlerin bu özelliği vurgulanırken şöyle denir:

Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı? (Kaf Suresi, 36)

Ayette, helak edilmiş toplumların iki özelliğine dikkat çekiliyor. Birincisi, "zorbaca yakalamak bakımından üstün" olmalarıdır. Bu, helak olmuş kavimlerin disiplinli ve güçlü askeri-bürokratik sistemler kurdukları ve kaba kuvvet yoluyla yaşadıkları coğrafyada iktidarı ele geçirdikleri anlamına gelir. Vurgulanan ikinci nokta ise, sözkonusu toplumların, mimari özellikleriyle dikkat çeken büyük şehirler kurduklarıdır.

Dikkat edilirse, bu iki özellik de, tam tamına, bugün teknoloji ve bilim yoluyla süslü bir dünya meydana getirmiş, merkezi devletler, büyük şehirler kurmuş olan ancak tüm bunların Allah'ın verdiği güçle olduğunu unutarak Allah'ı inkar ya da gözardı eden medeniyetlerin özelliğidir. Ancak ayette bildirildiği gibi, oluşturdukları medeniyet, helak olmuş kavimleri kurtaramamıştır; çünkü medeniyetleri Allah'ı inkar ve yeryüzünde bozgunculuk temeline dayanıyordu. İnkar ve yeryüzünde bozgunculuk temeline dayandığı sürece, bugünkü medeniyetlerin sonu da farklı olmayacaktır.

İşte bazıları Kuran'da bildirilen bu helak olaylarının önemli bir bölümü, modern çağda yapılan arkeolojik araştırmalar sonunda ortaya çıkarılmıştır. Kuran'da sözü edilen olayların delilleri olan bu bulgular, Kuran kıssalarının "ibret olma" özelliğini daha da açık bir biçimde gösteriyor. Çünkü Allah, Kuran'da "yeryüzünde gezip dolaşılması" ve "öncekilerin uğradıkları sonun anlaşılması" gerektiğini bildiriyor.

Eski Mısır da , dünya tarihinin bilinen en eski uygarlıklarından biridir ve üstün medeniyetlerinin örneği olarak , firavunlar ve kraliçeler için mezar olarak piramitler inşa etmişlerdir. Bu piramitlerden bir kısmının ulaştığımız teknolojiye rağmen bugün için bile inşa edilmesi olanaksızdır. Bu durum eski Mısırlıların ulaştığı uygarlık seviyesini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Ancak Allah'a iman etmeyen ve kendi sapkın dinlerini yaşamak isteyen Mısırlılar sonunda yok olmuşlar. İnşa ettikleri yapılar ise “ibret” olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Firavunlar Eski Krallık başında ve Orta Krallık sonlarında değişik ebat ve şekillerdeki bu piramitlere gömülürlerdi. Piramitler firavunun mumyasını, hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini ve kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklamak ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır. Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en ihtişamlısı olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır.

Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser Mısır'daki Keops Piramididir. Keops, Mısır'ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır.

Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Büyük Piramit olarak da adlandırılan Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops'un mezarıdır.

İkinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve o öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir.Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.Piramitler kat kat kurulurlardı. Devasa taş bloklar, kat kat yükseldikçe, rampa yükseltilir, genişletilir ve uzatılırdı.Bir piramidin inşaatı binlerce işçiyle yirmi seneden uzun sürerdi.

Yapılan incelemelerde bugün teknolojik olarak çok ilerlemiş Japonya bile Keops piramidinin aynısını yapamamaktadir. Ziyaretçileri pek Keops piramidine sokmadıkları bunun nedeninin de piramidin koridorlarının çok dar ve dik olmasından dolayı olduğu söylenmektedir.

Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi vermektedir. (149.504.000 km) Piramidin üstünden geçen meridyen karaları ve denizleri tam 2 eşit parçaya bölüyor. Taban çevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını vermektedir. Piramidin içinde dünyanın ağırlıgı yazıyor. Piramidin tam olarak dünyanın merkezinde bulunmaktadır. Piramidin çalışkan işçileri olağanüstü bir çabayla günde 10 parça üst üste koyduklarını kabul edersek, piramitteki 2.5 milyon taşın 250.000 gün, yanı 664 yılda ancak oluşmuş olması gerekiyor. Oysa piramit 20-30 yılda tamamlanmıştır .

Giza Piramitleri

Tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilen Giza piramitleri; Keops, Kefren, Mikerinos. İsimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır. Bu üç piramit dünyadaki en büyük piramitlerdir. Giza'de sadece bu piramitler bulunmaz. Sırf Mısır'da yüzlerce irili ufaklı piramitler mevcuttur ama bu Giza piramitlerini öbürlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamasıdır. Piramitler yalnızca Mısır'a özgü de değildir. Güney Amerika kökenli Maya ve Aztekler de piramitler yapmışlardır. Piramitlerin gökyüzünü incelemek amaçlı yapıldığı da zannedilmektedir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

eski mısır

1/5/2008 ·

ESKİ MISIR TARİHİ

Piramitlerle simgelenen eski imparatorluk dönemi Eski Mısır'ın Altın Çağı sayılır. Bu dönemde gerçekleştirilen anıtsal yapılarda artık tuğlanın yerini taş almış ve piramitler biçiminde krallık mezarlarının yapılmasına olanak verilmiştir. Menfis gene başkent olarak kalmış, yer altı gömütlükleri Sakkara ve Gize yaylalarına yayılmıştır.

III. , IV. , V. ve VI. Sülaleleri kapsayan Eski imparatorluk, kral Zoser'in hükümdarlığıyla başlar (2700'e doğru); bakanlarından İmhotep, Zoser için, Sakkara'daki basamaklı piramidin mezar kompleksini yaptırmıştır. Sina ve Nübye'ye yapılan seferler henüz bu dönemde başlamıştır; bu da Mısırlıların daha o dönemde bir yandan değerli taş ve bakır sağlamak, öte yandan da sınırları korumak amacıyla örgütlenmiş olduklarını gösterir.

IV. sülale (2620'ye doğru) oldukça ünlüdür. Sülalenin ilk firavunu Snefru'nun Libya, Nübye ve Sina'ya kârlı seferler yaptığı ve oralardaki türkuvaz yataklarına bir düzen getirdiği bilinir. ardılları olan keops, Kefren ve Mikerinos ise Gize'de kendilerine mezar olarak yaptırdıkları düz yüzlü üç büyük piramitle ün sağlamışlardır.

V. sülale(2560'a doğru) döneminde sapkın bir inanca sahiptiler. Allah’ı bırakıp kendi uydurdukları krallık tanrısı olarak Re'nin üstünlüğünün kabul edildiği görüldü. Bundan böyle firavunlar Yüce Allah’ın yerine koyulup (Allah’ı tenzih ederiz) "Re'nin oğlu" olarak adlandırılmaya başlandılar. Bu firavunlar uydurdukları Güneş tanrıya çok sayıda tapınaklar yaptırdılar.

VI. sülale (2420'ye doğru) döneminde, krallık otoritesinde bir zayıflama, buna karşılık eyaletlerdeki valilerin (nomarkhes) güçlerinde de artma görüldü. Firavunlar (Teti, Userkarei Papi I, Merenre, Papi II) bunların tutkularına karşı koymak zorunda kaldılar. Yalnızca Papi I'in egemenliği döneminde daha önceki firavunlara yakışır gelişmelerde bulunuldu. Bunlar arasında çok sayıda askeri ve ticari sefer vardır. 90 yıl süreyle tahtta kalan Papi II'yse Mısır'ın siyasal ve toplumsal bir kargaşa içine düşmesini engelleyememiştir.

Eski Mısır'ın tarihi, insanlar açısından oldukça önemli ibretlerle doludur. Kuran'da özellikle Hz. Musa ve Firavun kıssaları günümüz toplum yapısına da ışık tutmaktadır. Gönderilen tüm peygamberler gibi Hz. Musa da Mısır kavmini ve Firavun'u uyarmış, kıyamet gününü haber vermiş ve onları Allah'ın azabı ile korkutmuştur. Hayatı bu gerçekleri anlatmakla geçmiştir. Ancak başta Firavun olmak üzere önde gelenler onu yalancılıkla, maddi çıkar elde etmeye çalışmakla ya da üstünlük peşinde koşmakla suçlamış ve onun anlattıklarını düşünmeden, kendi yaptıklarını yargılamadan uygulamakta oldukları sistemlerini devam ettirmişlerdir. Hatta Firavun daha da ileri giderek Hz Musa ve yanındaki müminleri öldürmeye ve Mısır'dan sürmeye çalışmıştır. Ancak yüce Allah Hz.Musa müminleri kurtarmış, Firavun ve Ordusunu ise suda boğmuştur.

Eski Mısır medeniyetinin yıkılmasının ardından binlerce sene geçmesine ve mekanların, şekillerin, teknoloji ve medeniyetlerin değişmesine rağmen bahsedilen toplum yapısında ve inkar sisteminde değişen pek bir şey yoktur; Ancak unutulmamalıdır ki, toplumlarda ne türlü değişiklikler olursa olsun, teknolojik yönden ulaşılan seviye veya edinilen imkanlar, hiçbir önem taşımamaktadır. Bunlar, kimseyi Allah'ın azabından kurtarıcı değildir. Kuran'da bu gerçek şöyle hatırlatılır:

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Rum Suresi, 9)

Yorum (yok) Yorum yaz!